ALÜMİNYUM TESİSLERİ VE SEYDİŞEHİR
ALÜMİNYUM TESİSLERİ VE SEYDİŞEHİR
HAKKI BALCI KÖŞE YAZISI
HAKKI BALCI KÖŞE YAZISI
Seydişehir…
Yıllarca alın terinin, üretimin ve emeğin başkenti oldu
Ve bu şehrin kalbinde atan en büyük damar; leblebi üreten küçük dükkanların ardından; Eti Alüminyum tesisleri idi..
Ama bugün kendimize dürüst bir soru sormak zorundayız;
Leblebiyi kaybettik biliyoruz…
Peki başka neyi kaybettik?
Bir fabrikayı mı…
Yoksa bir aklı mı?
Yıl 2005…
Özelleltirilecek alan sadece bir tesis değildi…
Aynı zamanda; yaklaşık 10–12 milyon metrekarelik bir alandı…
Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu; üretim sahası, lojmanlar, sosyal tesisler, spor alanları, yaşam alanlarıyla birlikte
küçük bir şehrin el değiştirmesi demekti.
Ama biz ne yaptık?
“Sattırmayız!” dedik.
“Özelleştirmeye hayır!” dedik.
Yolları aşındırdık, günlerce haykırdık.
Gelin bu fabrikayı biz satın alalım diyen hemşerimizin ısrarlarına kulak asmadık. Değer vermedik. Küstürdük onları.
Peki sonra?
Karar kesinleşti…
İmza atıldı…
Devir gerçekleşti…
Biz hâlâ slogan atıyorduk.
Ve yıl 2026 hala aynı sloganları atanlarımız var. Nato mermer nato kafa..
İşte kırılma noktası tam burasıydı.
O saatten sonra yapılması gereken şey şuydu…
Körü körüne direnmek değil, doğru yön vermekti.
Birbirimize en iyi ben bağırdım, en çok ben yürüdüm demek değil, “arkadaşlar, dostlar, sevgili Seydişehirliler biz ne yaptığımızın farkında mıyız diyebilmekti.”
Üretim alanı dışındaki alanları dönemin Belediye Başkanı ve milletvekili arasında ki dargınlığa hatta düşmanlığa kurban verdik desek yalan olmaz.
Haliyle; Strateji üretmedik, Pazarlık gücü oluşturmadık, Şehrin hakkını masaya koymadık…
Sadece bağırdık…
Ve bağırarak hiçbir şey kazanamadık…
Eğer o gün aklımızı kullansaydık…
Bugün; Lojman alanlarının önemli bir kısmı, Sosyal tesisler, Spor sahaları, ördekli bahçe ve devasa ormanlıklar, Devlet hastanesine kadar uzanan arsalar; Seydişehir halkının ortak mülkü olabilirdi…
Ama olmadı.
Çünkü biz mücadeleyi
akıl üzerinden değil, slogan üzerinden yürüttük.
Daha da acısı var…
Özelleştirme gerçekleştikten sonra bile aklımızı başımıza almadık.
Yeni gelen yatırımcıya ne yaptık?
Araçlarını devirdik. Zarar verdik. Yakmaya kalktık.
Bu mudur akıl?
Bu mudur şehir sahipliği?
Daha, daha da acısı var.
Tenzihle belirtmek istiyorum.
Dünün bıçkın özelleştirme karşıtlarının bir kısmı, yeni sahibe tek tek; hayırlı olsuna gittiklerinde, “ben aslında taraftar değildim ama katılmak zorunda kaldım.” Diyerek şirin görünmeye çalışmalarıydı… işte bu ahvâl ‘özelleştirmeye hayır’ kampanyalarının gerçek yüzüydü…
Peki sonra ne oldu?
Tesis sahipleri çekilen restin blöften ibaret olduğunu gördü… Adamların ellerinde kare as var. Biz hiç benzemez kâğıtlarla rest çekiyorduk…
Maalesef bugün tesis sahiplerinin zihninde oluşan algı şu;
“Seydişehir bize hâlâ mesafeli… hatta hâlâ düşmanca…”
Peki bu algı gökten mi indi?
Hayır…
Hiç kimse kusura bakmasın.
Bunu biz oluşturduk.
Şimdi yine dürüst olalım…
Seydişehir’in içinden çıkmış, bu büyüklükte bir tesisi alabilecek bir sermayedarımız var mıydı?
Yoktu…
Bugün var mı?
Hâlâ yok.
O zaman neyin kavgasını veriyoruz?
Hâlâ bazı çevreler…
Hâlâ bazı eski refleksler…
Sermaye düşmanlığı üzerinden siyaset yapmaya devam ediyorlar…
Artık şu gerçeği herkes görmeli..
Bu fabrika gitmeyecek.
Bu yatırımcı değişmeyecek.
Bu gerçek ortada duracak.
O halde iki yol var:
Ya geçmişin öfkesiyle
kendi ayağımıza kurşun sıkmaya devam edeceğiz…
Ya da…
Bu gerçeği avantaja çevireceğiz.
Eti Alüminyum A.Ş.
artık bu şehrin bir parçasıdır…
Bu cümleyi kabul etmeyen,
Bu gerçeklikle kavga eder…
Ve şehre zarar verir…
Artık bir denge kurmak zorundayız.
Evet…
Seydişehir halkı şunları yapmalı;
Önyargıyı bırakmalı, Doğru diyalog kurulmalı, yeni yatırımlara teşvik edilmeli…
Ama tesis sahipleri de şunu anlamalı; Sosyal medyada birkaç kişinin yazdığı öfke dolu cümleler bir şehrin tamamı değildir.
Seydişehir düşman değildir.
Seydişehir halkı sadece kırılmıştır…
Çünkü bu özelleştirme hakkaniyet ölçülerinde yapılmış bir özelleştirme değildi…
Yıllarca rızkı için iş başvurusunda bulunan Seydişehir’in gencini aşağılayan, hakaret eden, Allah’ın soracağı soruları soran, yüzlerce kişinin ekmeğinin önünü kesen, zatı muhteremi inatla bünyenizde tutmanızda affedilir ve kabul edilir değildi.
Halbuki; Rencide edilen sadece o gençler değildi. Maalesef Seydişehir’di. Seydişehir halkıydı…
Tesisimizin, hakikaten değerli, yöneticileri, ve mütevazı müdürleri var. Zaman zaman çeşitli vesilelerle görüşme imkanımız oluyor.
Ama aynı oranda tam tersi bir gerçekte var. Özelleştirme tarihinden bu yana Tesisin Seydişehir’deki en büyük temsilcisi Şaban Cengiz beyi; bir tesadüfün dışında. Ne çarşıda gördüm. Ne de tesiste…
Hülâsa;
Bugün hâlâ hiç bir şey için geç değil…
Eğer doğru bir zemin kurulursa; yeni yatırımlar gelir… İstihdam artıracak yeni projeler üretilir… Şehir büyür…
Bunun yolu;
Ne slogan…
Ne öfke…
Ne ideolojik körlüktür…
Bunun yolu akıldır.
Bunun yolu ortak menfaattir.
Bunun yolu birlikte kazanmaktır.
Dün kaybettiklerimizi konuşarak bir yere varamayız…
Ama yarını doğru kurarsak…
Belki de yıllarca kaçırdığımız fırsatları yeniden yakalayabiliriz…
Meza ma meza;
Bu şehir, bu fabrika ile büyüdü…
Bu fabrika, bu şehirle anlam kazandı.
Kim ne derse desin…
Seydişehir’in kaderi Eti Alüminyum’dur.
Eti Alüminyum’un kaderi de Seydişehir’dir.
Bunu kavrayamayanlar, sadece geçmişte yaşamaya devam eder…
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.